Evin dağınıklığına aldırmadan alışık olduğu gibi her zamanki kıyafetlerini geçirdi üzerine. Odasının tekdüzeliği onu sanki istenmediği bir yerdeymiş gibi dışarı itiyordu. Kendisine lazım olan her şeyi aldığından emin değildi. Yalnızca çıkmak istiyordu yıllardan beri tıkılıp kaldığı bu kafes misali yerden. Her ne kadar kendini buraya ait hissetmese de geri dönmesi gerektiğini kanıksamış olacak ki farketmeden anahtarlarını da cebine attı. Asıl rahatsız olduğu şey bu küçük özgürlüğünün en fazla birkaç saat süreceğini bilmesiydi. Zaten hiçbir zaman rahat ol(a)mamasının nedeni de buydu.
Apartmanın dışına ilk adımını attığında önceleri bir soğuk, sonrasında burnunun direğini sızlatan kömür sobasının dumanı onu bu sokaktan koşarak kaçmaya ikna eder gibi oldu. Bu çağda o kadar doğalgazlı evin arasından bütün muhitteki tek kömür sobası onu rahatsız ediyordu. Etrafındaki bütün maskelilerden farklı olduğu için kendine duyduğu tahammülsüzlük gibiydi aynı. Bir düşmandan kaçarcasına hızlı koşmak isteyen ayaklarına söz geçirip sakin bir şekilde tramvaya yürüdü.
Kışın bu soğuk günlerine aykırı derecede yakıcı öğle güneşi yüzünün sol yarısını işgal ediyordu. Bir sıra tramvayın penceresinden tanıdık bir yüz görür gibi oldu. Kimdi o? Eski bir tanıdık mı? Her gün alışveriş yaptığı marketteki yüzü gülmeyen kasiyerlerden biri mi? Ya da hiç karşılaşmak istemediği eski bir arkadaşı mı? Yoksa yarım kalan bir hikayenin baş kahramanı mıydı? Yo, hiçbiri değildi, hatta asla görmediği, tanımadığı biriydi o. Kalp atışlarının hızlandığını hissediyordu. Heyecanın nedeninin geçmişten gelen tanıdık bir yüzün yaşadıklarını tekrar tekrar hatırlatması ihtimali olduğunu biliyor fakat kabullenemiyordu.
Bir anda verdiği karar üzerine gideceği yere yürüyecekti. Fakat kendinden emin olamıyordu. Ya yine kötü hissederse? Ya insanların farkında bile olmadan belli belirsiz attığı her bakış. bir anda derisine batan onlarca diken gibi rahatsız ederse? Bunları bir anlığına düşünmesi bile tüylerinin ürpermesi için yeterli oldu. Ne var ki bu duruma alışması gerektiğini biliyordu. Son bir defa üstüne çeki düzen verdikten sonra yola koyuldu.
Her adımından sonra ensesinden şakaklarına doğru yol alan titremeye bir anlam yükleme ihtiyacı duymadan yürüyordu. Ayağının bastığı her metrekaresinde bir hatırasını saklayan bu caddeleri kim bilir kaç kere yalnız kaç kere birisiyle yürümüştü. Belki de canlanmasını istediği nadir anılar buralarda olacak ki hiçbir yerde olmadığı kadar rahat ilerliyordu. Baktığı her yerde hafızasının en özenilmiş şekilde sanatını ortaya koyduğu tablolar görüyordu. Böyle bir sanatçıyla aynı bilinçaltını paylaşmak onu hem yoruyor hem de korkutuyordu.
Bir ara çokça tuval biriktirdiği mekanlardan birinde oturup sabırsızlıkla önündeki bardağı bitirmeye çalışırken pencereden dışarı bakma isteği ile yandığını hissetti. Dışarda olup bitenler hakkında en ufak bir merakı yoktu oysaki. Hiç ihtiyacı olmadığı halde kırtasiyenin vitrinindeki o allı pullu kalemi elinde hayal eden bir ilkokul öğrencisinin hissedeceği kadar çocukça ve pervasız bu isteği kendinden utanarak da olsa gerçekleştirmek üzere pencereye yaklaştı. Hava artık iyiden iyiye kararmaya başlamıştı. Ama şehir sanki bir başkaldırı düzenlermişcesine bu karanlığı protesto ediyor, en büyük silahı yapay ışıklarıyla sokaklarını bir bir ifşa ediyordu. Aşağıya baktığı sırada kendini bir stüdyoda gibi hissetti. Gerçek olamayacak kadar güzel hanımlar, bir bakanın gözünü alamayacağı kadar şık beyefendiler kol kola dolaşıyor, birbirine benzer bir kaç replikle kendilerine verilen rolü oynuyorlardı sanki. Bu şatafatlı platonun büyüsüne kendisini fazla kaptırmamak istediğinden olacak ki kendini cebindeki son kağıt parayı garsona verirken buldu. Aşağıda çekilen filmin herhangi bir karesinde yanlışlıkla bulunup perdede zoraki bir yer edinmek istemediğinden, ara sokaklardan geçerek evine giden son tramvayı yakalamak için adımlarını sıklaştırdı.
Oturduğu apartmanın kapısına ulaştığında saat gece yarısını henüz geçmekteydi. Her gün sokağı etkisi altına alan o kesif kömür kokusu sanki biraz azalmış gibiydi. Ya da bütün gün gezdiği şehirdeki riyanın kokusu yanında pek de hatrı sayılmıyordu artık. Ses etmeden anahtarları çevirip girdi eve. Kendini bildi bileli bulunmaktan en sıkıldığı bu yer aynı zamanda günün sonunda onu rahatlatan tek mekandı. Hayatında en değer verdiği, ona yaşaması için sebep olan iki prangayı bileklerine yerleştirip, tanıdık yüzlerle dolu bir galeriyi gezmek üzere yatağına girdi.
11 Aralık 2017 / 5:14
~Hara