Bugün evimdeki son günüm. Saat ikiye geliyor. Taşındığım beşinci ev olmasına rağmen buraya gönül rahatlığı ile evim diyebildiğim tek yer olarak bakıyorum. Çünkü hiçbir muhitimde bu kadar sıfırdan yaşam kurmadım kendime. Sanki burada büyümüş, ilk adımlarımı burada atmış gibiyim. Hiç yoktan var etmiş, ilk defa bir dört duvarı yuva yapmışım burada. Burayı gerçek bir ev yaparken yalnız değildim. Yanımda elimden tutan, arkamda duran, burayı kendi evi bellemiş, gencecik çok güzel bir kadın vardı. Birçok evim birçok kadınlarım oldu benim. Ama hiçbiri bu ev ve o kadın kadar yuvamda hissettirmedi beni. Nice acı tatlı günler yaşadık bir çatının altında. Hiçbir acı hatıra sıcaklığından eksiltemedi yuvamızın. Yalnız o değil ben de büyüdüm burada. Sadece yaş almadık elbet. İlkleri ve sonları yaşadık. Kimsenin, belki onun bile kabullenemediği kadar bir aile olduk. Çocuk sevmek, yemek yapmak, film izlemek, kavga etmek, sevişmek, gülmek, ağlamak, her biri bu evde ve onunla var olduğumu hissettirdi bana. Varlığı da gördük beraber yokluğu da. Bizim gördüğümüz varlık para değildi yalnız. Var olabilmekti beraber. Gün bitip gece çöktüğünde aynı yastığa baş koyamasak da beraber var olabilmekti. Benim en değerli varlığımdı o günler.
Ben ailemi iki kez kaybettim. Biri annem öldüğünde diğeri de bu evin neşesi beni terk ettiğinde. Evimin neşesi yalnızca o kadından ibaret değildi. Biz varsak, berabersek neşeliydi bu ev. Bir insana yapılabilecek en büyük kötülük ailesini elinden almak, neşesini söndürmek. Ve daha da kötüsü bunu korkakça, uzaktan yapmak. Gözlerinin içine bakmadan, veda etmeden, hatta sesini bile duymadan yapmak, en hafif tabiriyle kötülük. Böyle bir yıkımın ardından, hele ki yıkan en güvendiği olunca, insan öyle bir afallıyor ki. Sırtına binlerce hançer saplanmış gibi susuyor. Kendisine dahi inanamıyor, böyle bir şeyi nasıl hak etti, ne yaptı da bunları yaşamak zorunda diye. Ve o korkaklığın yaraları biraz soğuyunca öyle bir canı yanıyor ki. Sırtındaki yaralardan değil bu acı, en beklenmedik kişiden geldiği için. Ve kanı yaralarından değil berbat edilen, sakat bırakılan hatıralarından akıyor oluk oluk.
Bu gece yuvamda son kez uyuyacağım. Ve bana kalan, bu evdeki güzel anılar değil, ödlekçe açılmış bir kaç yara sadece. Yine de böyle bir şeyi kimseye yaşatmamış olmanın huzuruyla kapatacağım gözlerimi bu evde son kez.
Hoşça kal yuvam, iyi ki vardın.